Sıkıştırılmış Müzik

Sıkıştırılmış müzik çağından merhabalar. Kaliteli müzik konusunda, formatlara ve diğer koşullara değinerek birazcık da olsa farkındalık yaratabilirsem ne mutlu bana.

Yazımıza, “Daha çok nerelerde müzik dinlersiniz?” sorusuyla başlayalım. Birçoğunuzun yol, ev ve işyeri cevabını verdiğini varsayıyorum. Demek oluyor ki, müzik çalar, laptop, araba, televizyon gibi araçlar vasıtasıyla müzik dinliyoruz. Son zamanlarda, gelişmekte olsa da televizyonun ve arabaların müzik kalitesizliğiyle ilgili söylenecek fazla bir söz yok sanırım. Bolca sıkıştırılmış, alt ve üst frekansları net duyamadığımız birer araç diyelim ve geçelim. Peki ya müzik çalarlar? Geçenlerde, sıkıştırılmamış, CD kalitesinde ve wav formatındaki şarkılarımı müzik çalarıma atmaya çalışırken, müzik çalarımın, wav formatını desteklemediğini öğrendim. ŞOK! Ne kadar kaliteli bir kulaklık alsam da mp3 ya da sıkıştırılmış başka bir formatta, kalitesiz müzik dinlemeye mahkum bırakıldım.

Sizlerin de bildiği gibi wav, kaliteli ve sıkıştırılmamış müziğin formatıyken mp3, bazı seslerin ve frekansların törpülenerek ses dosyasının boyutunun ve kalitesinin düşürüldüğü bir formattır.

                    Yaygın Kullanılan Ses Dosyası Formatları

“Mp3 ile Wav arasında büyük bir fark hissediliyor mu?” ikinci sorumuz olsun. Aslında bu, bazı faktörlere bağlı bir değişken. İnsanın yaşı, kulak hassaslığı, müziği dinlediğiniz ekipman, sıkıştırmanın kalitesi bu faktörlerden yalnızca bazıları.

Müzik üyelik modellerinde (TTNet, Spotify, Vodaphone vs.) dinleme yaptığımız format, genellikle 192kbit/s kalitesinde mp3’tür. Spotify, iTunes gibi firmalar, premium üyeliklere/ücretlere daha kaliteli (320kbit/s mp3 ya da wav) dinleme/indirme şansı veriyorlar. Mp3 sıkıştırma algoritmasına göre kbit/s değeri arttıkça dosyanın boyutu büyür ve kalitesi artar. Peki insanlar bunu ne kadar algılayabiliyorlar?

Yaptığım referans dinlemelere göre, klasik müzik türünde eserlerde, yüksek kalitede sıkıştırılmış ve sıkıştırılmamış formatlar arasındaki fark daha belirginken pop, rock gibi türlerde bu farkı algılamak güçleşiyor. Sıkıştırılmış dosyada, bir bulanıklık hissi oluşuyor. Tabi bunu anlayabilmek için iyi kalitede bir kulaklık/hoparlöre ihtiyaç var.

Artık sözü kulaklarınıza bırakmak istiyorum. Aşağıdaki, farklı format ve kalitelerdeki, örnek ses kayıtlarını dinleyerek kulaklarınızı sınayabilirsiniz.

Kulağınızdan müzik eksik olmasın,

Mp3 56kbps

Mp3 192kbps

Wav 16bit 44100

Spotify Türkiye’de! Demek İsterdim

Kupa Türkiye’de! ile aynı hissi veriyor bana.

Sizlere “vay arkadaş” dedirtecek bir müzik servisinden bahsedeceğim. “Spotify”… Bu başarılı modeli, tek bir yazıya sığdırmanın imkansızlığı içinde kıvranıyorum desem yeridir. iTunes gibi müzik servislerinin, “per download” – indirme modeline karşılık, “streaming” – dinleme modeliyle karşımıza çıkıyor, İsveç menşeili Spotify. Kurulduğundan bu yana, 6 yıl içerisinde Amerika ve Avrupayı kasıp kavurmuş. Keşke, ülkemizde de aktif olsalar dedirtecek bir noktaya gelmiştir.

Peki nedir “streaming” modeli? Hani biz Türkler bir şarkı dinlemek istediğimizde TTNet, Turkcell, Fizy gibi servislere gidip, şarkının ismini yazarak çal ikonuna tıklıyoruz ya… İşte bu, dinleme modeli. Şarkıyı satın almadan yalnızca dinleyebildiğimiz model. Ülkemizdeki müzik servislerinin, genellikle GSM ve iletişim tabanlı oldukları için, müziğe fazla odaklanmadıklarını görebilmek zor değil. Hı, bir de Spotify’ı görünce, insan, “vay arkadaş”, yazık bize demekten alıkoyamıyor kendini.

-Arayüzle ilgili, benim hayatımda kolaylık yaratan ve ilgimi çeken birkaç noktadan bahsetmek isterim. 2012 Grammy ödülleri açıklandığında, ödül alan tüm şarkıları dinlemek istiyordum. Arama bölümüne, “2012 grammy awards” yazdığımda, Spotify ve benim gibi birkaç kullanıcı tarafından hazırlanmış ödül listesi karşıma çıktı. Bense en üstteki “Rolling In the Deep” e tıklayıp, sonuna kadar listenin keyfini sürdüm.

- Spotify arayüzünde geliştirilen uygulamalarda karşıma çok acayip şeyler çıktı. TuneWiki isimli uygulamayla, çalan şarkının sözlerini gerçek zamanlı olarak okuyabiliyorken Alibeyköy sularında oturan Melissa Gümüş isimli arkadaşımın Nicki Minaj dinlediğini görebiliyorum.

-Spotify’ı, bir açıdan Twitter’ın müzik versiyonu olarak görmek de mümkün. Örneğin en çok sevdiğim şarkılardan bir liste yarattım ve bunu Spotify’da paylaştım. Benim müzik zevkimi beğenen kullanıcılar listeme üye oldular ve beni takip ettiler. Zamanla, müzik beğenimle bir ikona dönüştüm ve 100,000 takipçiye ulaştım. Takipçilerim birdahaki paylaşacağım liste için sabırsızlıkla bekliyorlar. Neyse, sadece hayal kuruyorum.

-FED-

TWITTER 101

                          

Müzik grubunuzla artık online pazarlama faaliyetlerine başladınız. Facebook, Myspace, Tumblr, Flicker gibi hesaplarınızdan sonra sıra Twitter’ a geldi. Peki belki de birçok insanın bahsettiğinden öteye geçemediğiniz ya da kişisel hesabınızla kullandığınız Twitter ile grubunuzun hayran kitlesini nasıl arttıracaksınız? Soyunarak bir panpiş kitlesi yerine gerçek bir hayran kitlesi yaratmak istiyorsanız Twitter yazı dizisi tam size göre…

 

Twitter Hesabı Açın ve Başlayın

Öncelikle işe, ilk aşamada kimsenin sizi oturduğunuz yerden takip etmeyeceği gerçeğini kabullenmeniz ile başlamalısınız. Dolayısıyla tanıtıma, arkadaşlarınızı takip ederek başlamak durumundasınız. Fakat takipten de önce profilinizde grubunuzu yansıtan logo, fotoğraf gibi metadataları paylaşmanız ve 160 karakteri aşmayacak tanıtıcı yazı yazmanız gerekecek. Bu bilgiler grubunuzu hiç tanımayan birinin sizi takip etmesini sağlayacak kadar açıklayıcı olmalıdır. Örneğin grubunuzu “Teoman, Redd, Vega gibi grupların hayranlarına hitap eden bir alternatif rock grubu” olarak tanımlayabilirsiniz.

 

Kendi arkadaşlarınızın takibini sağladıktan sonra açıklamanızda bahsettiğiniz grupların twitter hesaplarından onları takip edenleri takibe başlayabilirsiniz. Onların takipçileri sizin potansiyel hayranlarınızdır. Ve o kişilere ulaşmak için öncelikle siz takip edersiniz ardından belki bu kişiler girip profilinizi inceler, paylaşmış olduğunuz ilgili adreslerden şarkılarınızı dinleyip beğenir ve sizi takip etmeye başlar. Bu başarılı bir senaryodur. Potansiyel fanınızdan takip edilme reaksiyonunu göremeyebilirsiniz.  Bir grup için Twitter’ da doğru adım doğru kullanıcıya “gel” demesinden geçer. 

 

Kimi Takip Etmeli?

Bir müzik grubu için Twitter’ da doğru adım doğru kullanıcıya “gel” demesinden geçer. Peki kimdir doğru kullanıcı?

Teoman, Redd, Vega havasında bir grup olduğunuzu düşünüyorsunuz, daha doğru bir deyişle bu grupların kitleleri tarafından beğenilmeyi umuyorsunuz. Bu durumda yalnızca arabesk müzik dinleyen bir Twitter kullanıcısına ulaşmak sizin için neredeyse hiçbir ifade etmiyor. Size katma değer sağlayabilecek potansiyel kitle nasıl bir profilde olabilir, bunu düşünelim. 

 

1.) Profil fotoğrafı, Twitter’ ın default olarak belirlediği “yumurta” olan kullanıcılar ya Twitter’ da aktif olarak yer almayan - hesap açıp hevesi kaçan kitle - ya da kendine güveni düşük olan bir kitledir. Tabi ki istisnalar olacaktır ama bu kullanıcılar grubunuz için takip etmeye değmeyecektir. 

 

2.) Twitter’ da “30 ve 300” sayıları kritik sayılardır diyebiliriz. Takip ettikleri sayısı 30’ un altında olan bir kullanıcı grubu muhtemelen takip etmeyecek, 300’ ün üzerinde olan biri ise takip etse de kaba tabirle sallamayacaktır. 

 

3.) Kullanıcının atmış olduğu twitlerin tarihlerine bakarak “girme sıklığı” hakkında bilgi edinebiliriz. Son twitini 1 hafta önce girmiş biri bize çok fazla değer katmayabilir. Bizim, fazla takipçiye sahip, sosyal, etrafını etkileyebilen hayran kitlesine ihtiyacımız var!

 

4.) Twitlerini “özel” tutan birini takip etmeye kalkmak kabalık olarak karşılanabilir. Takip ettiğinizde karşı taraftan onay beklenir, bu durumda belki de talebi iptal etmek daha doğru olacaktır. 

 

5.) Amacınız sen beni takip et ben de seni takip edeyim şeklinde yaklaşarak müziğinizle alakası olmayan insanlar yerine profilleri inceleyerek gerçek hayranları bulmak olmalıdır.

 

 

Twitter gibi internet hesapları tamamen kişinin yönetiminde olduğu için herkes kendine göre yaklaşımlar yaratıyor. Bazıları yalnızca takipçiler tarafından takip edilirken kendisi kimseyi takip etmiyor, bazıları yakın çevresini ve sevdiği kişileri takip ederken az da olsa bir kitle takip etme ve edilme sayılarını dert etmiyor. Yaklaşım tamamen size kalmış. 

 

Hesabınızı sürekli kontrol edip güncellemek ve yeni hayranlara ulaşmak durumundasınız. Düşük takip edilme oranı karizma düşüklüğüne neden olacağı için ve Twitter, siz yüksek bir takip edilme sayısına ulaşmadan size yalnızca 2,000 kişiyi takip etme hakkı verdiği için takip ettiğiniz bazı kullanıcıları takibi bırakmanız gerekecektir. Bir yaklaşım olarak birini takibe başladıktan iki gün sonra sizi takip etmiyorsa takibi bırakıp yeni hayranlara yelken açabilirsiniz.

-FED-

Fiziki ve Dijital Albüm Satış Modelleri

                          

Demonuzu ya da albümünüzü kaydettiniz, miks ve mastering aşamalarından geçirdiniz, peki albümü hangi ticari yollardan satıp gelir elde edebilirsiniz?

 

90’larda milyonlarca satan albümlerle müzik piyasası fazlasıyla hareketliyken günümüzde en iyi satan albümler 400,000 seviyelerine ulaşabiliyorsa, bu büyük başarıdır diyelim. 2000’lerden sonrasını değerlendirdiğimizde öncelikle albüm satışlarındaki düşüş ve ardından pazarın dijitale kayışını gözlemlemekteyiz. Günümüzde müzik albümlerinin satışı 2 farklı şekilde gerçekleşebiliyor. Birincisi fiziksel satış diğeriyse dijital satış. Fiziksel albümler, satış mağazalarından fiziki olarak elimize alabildiğimiz albümlerdir (CD, kaset, plak). Dijital albüm ise ülkemizde TTNet, Turkcell, Vodaphone, yurtdışında ise iTunes, Napster, Spotify gibi mecralardan ücreti karşılığında bilgisayarımıza indirebildiğimiz albümlerdir.

 

Teknoloji dünyasında IP, dijital bazlı ürünlerin, analog ürünlerin yerini doldurmasına benzer bir manzara da müzik piyasasında göze çarpmaktadır. Dijital satışların hızla yükselip fiziki satışların düşmesi bunun bir göstergesidir. İnternet üzerinde yaşayan insanlığa bazı yeni modeller sunulmaya başlamaktadır. Rhapsody, Spotify, MOG gibi müzik abonelik – music subscription – sağlayıcıları aylık sabit bir ücret karşılığında önünüze yüzbinlerce şarkılık bir arşiv sunabiliyorlar. Amerika’da fazlaca yaygın olan bu servislerden Avrupa menşeili Spotify’ın, bir atılım yaparak Facebook’la yaptığı anlaşma sayesinde kullanıcıların anlık dinledikleri müzikler profillerinde belirecek. Bunun sayesinde Spotify, tüm dünyada inanılmaz bir trend yakalamış olan Facebook’un geniş kitlesine ulaşarak müzikte abonelik modelini büyütmeyi planlamaktadır. Müzik abonelik sisteminde müzisyenin sağlayacağı gelir ise hala bir muammadır. Ülkemize tam anlamıyla giriş yapmamış bu model bakalım zamanla nasıl bir gelişim gösterecek.  

-FED-

Flaş…Flaş…Flaş…

 

                                    

 Artık albümler satılmıyor! Plak şirketleri müzisyeni sömürüyor! Korsan aldı başını gidiyor! Adamlar albümlerini kendileri satacaklarmış! Zeyno Plakçılık battı! Uzun uğraşlar sonucu çıkan bu albümün emeğini karşılıksız bırakmayalım lütfen!

 

İyi güzel de müzik dünyası nereye gidiyor? İcracılar nasıl var olacaklar? Bu gidişat daha neler doğuracak? Soluklanıp düşünelim.  

 

Bir müzisyen albüm yapmak istediğinde kayıt, basım, tanıtım gibi birçok gider karşısına çıkacak, plak şirketi ise bu giderleri en çok satılan albümlerin bile 100,000 satış sınırını zor aştığı bir ülkede, çok inandığı bir proje olmadan karşılamayacaktır. Dolayısıyla müzisyene binen yük fazlaca artacaktır. Hal böyle olunca müzisyenler için bazı alternatif yöntemler doğmakta. Gravitas diye bir firma çıkıp “Kayıttan dağıtıma kadar bir albümün pazara açılabilmesi için gereken tüm aşamaları uygun fiyatlara benim üzerimden yaptırabilirsiniz” diyecek.

 

Böyleleşen bir dünya dolayısıyla bağımsız müzisyenlerin oluşumuna katkıda bulunmuş oluyor.

 

A: Peki kimsiniz siz bağımsız müzisyenler?      

B: Bizler ürettiğimiz müziği kendi gücümüzle kaydeder ve dinleyicimize sunarız, üçüncü parti insanlara, aracılara ve medyaya kendi müziğimizi duyurabilmek için tutsak olamayız. Eski kafalı plak şirketi sahiplerine ne verecek paramız ne de anlatacak derdimiz var. Bizler bu endüstrinin savaşan anarşistleriz.

A: Nerede yaşarsınız?

B: Çoğunlukla Türkiye dışındayız, ülkenizde de yavaş yavaş dağılıyoruz.

 

Öyle görünüyor ki bu anarşist oluşumu doğuran her daim suçlanmaktan yorulmuş olan sistemdir. Günümüz dünyasında hızla büyümekte ve gelişmekte olan internet araçları, sosyal medya platformları sayesinde sanatçı eski kafa yöntemlerin aksine tüm kontrolün kendi elinde olması için çaba göstermektedir. Fana doğrudan ulaşma yöntemi kısaca D2F…

-FED-